Umut


(...)
Parmağını sürsen elmaya rengini anlarsın,
Gözünle görsen elmayı sesini duyarsın,
Onu işitsen yuvarlağı sende kalır,
Her başlangıçta yeni bir anlam vardır. (...)
Bu sayfaya ilk notum.
Uzun süre sonra, gördüklerim, anladıklarım, yaşadıklarım ile ne yapacağımı bilemediğim bir noktadayken çok sevgili arkadaşımın öğüdünü dinledim ve kelimelere sığındım bugün.
Hiç şikâyet edemeyeceğim şahane bir hayat yaşadığımı itiraf etmeliyim. İzmir'de şahane bir semtte, şöminemin çıtırtısına eşlik eden Ezginin Günlüğü nağmeleri. Halımın üzerinde sere serpe yatan güzeller güzeli köpeğim, bardağımda pek lezzetli bade. Boğazımdaki tıkanıklığa rağmen yaşıyorum bu hayatı, Reşat Bey.
Yine de buruk içim. Yıllar sonra notlarımı okursa küçüğüm, baksın gününe, senesine yazdıklarımın; anlayacaktır boğazımdaki düğümlerin sebebini.
Şansını kendi yaratmış iki dedenin torunuyum ben. Birinin bana son cümlesi, “Seninle iftihar ediyorum.” olmuştu. Diğeri de pek severdi beni. Bana göre ikisi de pek erken göçtü gitti. Belki de ben bir hayli geç kaldım. Hayat! Onlarla bir sofrada, bir sohbet ne de güzel olurdu. Neler sorardım, neler... Mecbur kendi zihnimde kuracağım o masayı.
Saat beş. Gün batımı. Ahmet dedemin misafiriyiz Bostanlı'da. Balkonun köşesinde Ahmet Bey, karşısında Reşat Bey, hemen yanında babam. Anneannem, babaannem, annem, teyzem hep içeride. Ablam (teyzemin kızı ama ben ona ablam derim) mutfakta yardımda. Ben, küçük olmanın verdiği bazı imkânları kullanıyorum balkonda. O günün sohbetine dâhil oluyorum. Zaten hiç anlamadım, neden bu masada oturmak için erkek olmak gereksin? Kimse de “Kadınlar içeri!” demiyor, o ayrı. Belli ki bazı görünmez duvarlar var. Sorguluyorum.
Masamızda badem, biraz peynir, bir tabakta pastırma ve tam zamanında gelmenin ödülü, birer kadeh cin. Tekel'in cini, taze sıkılmış portakal suyuyla karıştırılmış. Yaşım küçük, benim kadehim bol C vitaminli.
Masada iki büyük adam, bir de babam. Onun da kalır yanı yok hani. Öyle azimliler. Anadolu'yu karış karış gezmişler. Cumhuriyet'in imkânlarıyla okumuşlar, millete hizmet etmişler. Büyük adamlar. Bana da hayırlı insan olmayı öğütlüyorlar.
Yarısını anladığımı sandığım, aslında pek de anlam veremediğim onca şey konuşuyorlar. Ayaklarım yere değmiyor sandalyede. Sallıyorum bir öne, bir arkaya. Aklıma da hiçbir şey gelmiyor sorayım.
İşte o ana ışınlansam keşke şimdi. 33 yaşımda. Bir de bu yaşımda tanısam sizi. Otursam şu sofraya.
26.10.2026 — Çeşme, İzmir
Yorumlar